Online Users "ve yüzlerimiz, kalbim, fotoğraflar kadar kısa ömürlü" - Blogcu


"ve yüzlerimiz, kalbim, fotoğraflar kadar kısa ömürlü"

Mayıs 12, 2008 - nur yoldaş "sultan-i yegah"

Kategori: dinlediklerim

 

 

   1. Mihrimah-Muhayyer Kürdi (5:04)
   2. Saki-Nihavent (5:34)
   3. Kömür Gözlüm-Hüseyni (4:44)
   4. Disko Segah-Segah (4:41)
   5. Nagehan Bustan Fasli-Hümayun (4:26)
   6. Sa'd-abad-Buselik (6:25)
   7. Mahur-Mahur (3:47)
   8. Defter-i Divanimiz-Hicaz (6:31)
   9. Nedir Yarabbi Derdim-Ferah Feza (4:30)
  10. Sultan-i Yegah-Sultani Yegah (3:14)

 

 

http://rapidshare.com/files/52342442/Sultan-i_Yegah.zip.html

 

 

 

benim için çok özel bir albüm :))))

 

 

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Mayıs 2, 2008 - izmirim

"bana denizimi anlat..."

 

 

 

 

dün sesin geldi yine umudum

bildiğin gülümseme yayıldı yüzüme

kulağımda ahize seni dinledim

güneşliymiş günün

gündelik yorgunlukların  sırtında

dalgınmışsın denizden esen rüzgarınla

duyunca ben de sesinle estim

 

benim için yerin var mı

kaldı mı beni sarıp sarmalayacak takatin

göremedikçe

bu içimde büyüyen özlem

koklayınca seni diner mi

 

tek bacağı aksak masa

nohut oda bakla sofa

hani taraçada

izlerken körfezden geçen vapurları

hepsinin tepesinde martı çığlığı

yarılmış teneke saksı içindeki yasemin kokusu

ya da

varyanttan yürüyerek inerken konağa

mezarlıkbaşından havra sokağı veya agoraya

varoluş sancılarını içimde yaşayarak

her adım bir basamak

ve artık basamamak

uğrayamamak çocukluğumun nefesimi kesen yokuşlarına

dedim ya / ben seni karşılıksız sevdim

 

şu anda uyuyorsun

karanlığın suya inmiş

el ayak çekilmiş çoktan

dilimde o tarifsiz tuz tadın

nesimi diyor "minnet eylemem"

ağrılı yüreğin

uyuyorsun

 

ben senden uzakta

gecenin güne erdiği o farkedilmeyen renk ayrımında

büyümesini izlediğim her bir tohum gibi

sabırla günümü bekliyorum

üşüyorum sarıl izmirim

hadi

bana denizimi anlat

 

 

 

 

 

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 30, 2008 - mayıs çanı

Kategori: dedim ki

mayıs çanı

 

 

 

 

adettendir 1 mayıs'ta insanlar birbirine mayıs çanı'da denilen bu güzel çiçeği sunarlar

işte bu yüzden

 

bana yorum yapan ve benim yorum yaptığım

zevkle okuduğum  

 listemdeki arkadaşlarımın her birine

karınca kararınca

o harika kokusunu duymasanız da

bu güzel çiçeği hediye ediyorum...

kabul buyurunuz ...

1 mayıs'ların kardeşce kutlanması dileğimle...

 

 

 

 

 

 

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 27, 2008 - delicesine kaçmak...

Kategori: dedim ki

 

"ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum..."

 

 

delicesine bir kaçmak isteği

şehirden, bu şehirden

insanlardan, insanlarından

maskelerden, etiketlerden

deşen sorulardan

insan tanımak üşengeçliğinden, yorgunluğundan

zamandan

verilen emekten

sonu baştan belli ilişkilerden

çevapsız kalan sorulardan

"sığ"lıktan... "sız"lıktan..

delicesine....

 

teknoloji denilen çarkın dişlilerinden, dağlara...

var edilemeyen o mekandan

yaklaştığını sandıkça uzaklaşan kendinden

sahte yüzlerden, yüzüne gülenlerden

evet... delicesine kaçmak....

 

bakanlığın ikiye katlanan haritalarından

verilen ısrarlı tayin dilekçelerinnden

taçlandırmalardan

zorunda kalmaktan

sabrın taşmasından

bulduğunu sanmaktan

varoluştan sapanlardan

kendini insan yerine koyan primatlardan

hayal kuramayanlardan

şiirsiz yaşayabilenlerden

sakarya, melet, fırat

hayatımdaki üç nehirden

hem de delicesine....

 

ege'de deniz kıyısındaki o köy inadımdan, vazgeçmeyişimden...

delicesine... denizime akmak istiyorum...

 

 

 

 

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 25, 2008 - m.mungan/kimse

Kategori: de-me-diklerim

 

 

kimse..

zamanı yıllarla tartanlar
yanılırlar
hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle
hatta çoğu zaman kendiyle bile
yaşanır, içini tohuma bırakır
geçer gider
geçmez sandıkların bile

hiçbir geçen tartılmaz kalanla
neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan
kimse kimse kimse
sahi kimse
ya da hiç kimse
söylediklerimden çok
sustuklarım
seçtiklerimden çok
reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime

güç kötü bir şey
kaderken de
kaldıramazken de
güç kötü bir şey
güçlüyken de
güçsüzken de
kaldığın yerden devam etmenin karanlığı
benzemiyor hiçbir çaresizliğe
kimin kaldığı yer var ki dünyada
kaldım sandığın yer
bizden geçendir çoğunlukla
içimizi parçalaya çoğalta
hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla
bütün iş birinin dediği gibi,
yavaşça acele etmek aslında

ölene kadar yavaşla işte
ölene kadar yavaşla
ne başkalaştırırsan o kadarsın
başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma

çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez
bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca
bir bakıma hiçbir yerdeyiz
bir bakıma yalnızca buradayız
var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız
ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız
reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları
sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda
oysa biz buradayız
halsiz, kanıtsız
yılların neyi tarttığını bile bilmeden
kendi gücümüzün altında azala azala

kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil
hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,
tamamlanmamış haritasında
define ve varlık
geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar
bir gün birbirini bulmanın umuduyla

gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek
kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
hayat yanlışlarla kısalır
başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
bir diğeri olarak çıkarız
gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir
bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
hep öyle oldu bende
hep saklı kaldı içimdeki anahtar
ve hep aynı kilitte kırıldı

fikirler de zamanla değişir
kırıldıkları yerde
kırıldıkları yer her şeyi değiştirir

zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
sonra başka bir başlangıcın kapısında
aynı korkularla kalakalırız
daha önce de söylemiştim:
kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine
her şiirin gizi başka bir şiirle
açıklar kendini
demiştim ya, hep öyle oldu bende
böyle katlandım kimsesizliğe
o birini ararken bile biliyordum
hiç kimse hiç kimse hiç kimse

 


murathan mungan

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 21, 2008 - hrant dink sesli yazıları

Kategori: de-me-diklerim

 

"Biz iki nedenle çekeriz 'tililili'yi der Rakel. Biri sevincimizde, diğeri ağıtımızda."

 

 

Adını Hrant Dink'in bir yazısındaki bu sözlerden alan "Tililili" projesi, 19 Dink yazısının seslendirilmesinden oluşan bir ses enstalasyonu çalışması. Aynı zamanda Hrant Dink'i daha yakından tanımak isteyenler için bir fırsat.

 

kaynak: bianet

 

 

 

http://www.imeem.com/people/z1T8JY7/playlist/1kF7coCZ/hrant_dink_sesli_yazilari_music_playlist/

 

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 17, 2008 - radio tarifa/Cruzando El Río

Kategori: dinlediklerim

 

 

Radio Tarifa - Cruzando El Río (2001)
01. Osu   
02. Sin Palabras     
03. El Viaje De Lea 
04. Ramo Verde
05. La Molinera     
06. Cruzando El Rio     
07. Patas Negras     
08. Gujo Bushi   
09. Alab
10. El Quinto 
11. Si J'ai Perdu Mon Ami 

 

http://rapidshare.com/files/61711040/Radio_Tarifa_-_Cruzando_El_R_o__2001_.rar

 

Şifre: heyrodrigo

 

1980’lerin sonlarına doğru üç kafadar, Benjamin Escorioza (vokal, söz yazarı), Vincent Molino (üflemeliler) ve Fain S. Duenas (vurmalı çalgılar, yaylılar) Radio Tarifa adında bir gurup kurarlar. İspanyanın güneyinde bulunan Tarifa isimli bir kasabadan alırlar isimlerini. Arap, Afrika ve İspanyol sentezi bir tarz oluşturan gurup, 1993 yılında Rumba Argelina adlı albümü çıkarır. 1996 yılında çıkan Temporal adlı albümlerinin daha folklorik bir havası vardır. 2000 yılında Cruzando El Rio adlı albümü piyasaya süren gurubun Fiebre adlı bir albümü daha var ki, bu albüm 2002 yılında Kanada’da verdikleri konser kayıtlarından ibaret olan 2003 çıkışlı bir albümdür. Radio Tarifa şarkılarının katı bir çizgisi yoktur. Bir çok enstrüman kullanan gurubun şaşılacak derecede kaliteli şarkıları vardır. Ehil kişiyi kendinden geçirecek, bir çırpıda İspanyanın bir ucuna götürecek kadar derin ve güzel şarkıları mevcuttur.


 

kaynak: www.dostturkuler.net

 

rahatta dinleyiniz  :))))

 

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 13, 2008 - madımak

Kategori: de-me-diklerim

 

-İdare Mahkemesi, 'Madımak'taki kebapçı kapansın' talebini, 'Dilekçe sahibi Sivaslı değil' diye reddetti. Muhalefet eden üye, 'Madımak her vatandaşı ilgilendirir. Ortak geçmiş bilinci oluşturmak gerekli' dedi-

 

 

 

 

Almanya'daki Solingen katliamından sonra yaşanılanları, bir de Sivas katliamını karşılaştıran vatandaşın Madımak Oteli'nin altındaki kebapçının kapatılması için yaptığı başvuru, 'Tuncelili olduğu' ve 'yerel idarenin işleminden doğrudan etkilenmemesi' gerekçesiyle reddedildi.


Sivas İdare Mahkemesi'nin kararına bir üye karşı oy kullandı. Mahkeme üyesi Kemal Yemişen muhalefet şerhinde, toplum hayatını ilgilendiren olaylardan ders çıkarılması ve deneyim elde edilerek bir daha yaşanmaması için ortak geçmiş bilincinin oluşturulması gereğine dikkat çekti ve "Sözü edilen konu Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı her kişiyi açıkça ilgilendiriyor" dedi.
Tuncelili avukat Barış Yıldırım, 1993 yılında 35 kişinin yanarak ve dumandan boğularak öldüğü Madımak Oteli'nin altındaki Sabatibey Kebapçısı'nın kapatılması için 16 Temmuz 2007'de Sivas Belediyesi'ne başvurmuştu.

 

Yıldırım, dilekçede, Solingen örneğini verdi. Almanya'nın Solingen kentinde, Sivas katliamıyla aynı yıl, beş Türk, evleri yakılarak öldürülmüştü. Yangından sonra bu ev müzeye dönüştürülmüş, bahçesine beş ceviz ağacı dikilmişti. Yakılanlar her yıl devlet protokolünün katılımıyla anılıyordu. Yıldırım'a göre kebapçı ruhsatı iptal edilmeliydi.


Sivas Belediyesi, 60 günlük süre içinde yanıt vermeyince Yıldırım, ruhsatın iptali için Sivas İdare Mahkemesi'ne gitti ve Sivas katliamından 'manen etkilendiğini' vurguladı.
İdare Mahkemesi'yse önceki gün tebliğ ettiği kararındaysa kebapçının Sivas'ta olduğu ama Yıldırım'ın Tunceli'de ikamet ettiği belirtilerek belediyenin uygulamasından doğrudan etkilenmediğini ve bu yüzden belediye kararları yönlendiremeyeceğine hükmetti.


Mahkemenin ret kararı, bir üyenin karşı (şerh) oyuyla alındı. Mahkeme üyesi Kemal Yemişen 'şerh' yazısında şuna dikkat çekti:
"Bilinen 35 kişinin yanarak ya da dumandan boğularak öldüğü, bu halin toplumsal barışı etkilediği, milli birlik ve beraberlik duygu ve düşüncesinin bu olaylar nedeniyle yıprandığı açık. Toplum hayatını ilgilendiren bu olaylardan ders çıkarılması ve deneyim elde edilerek bir daha yaşanmaması için gelecek kuşakların, geçmişleri hakkında bilgi edinmeleri, ortak geçmiş, yaşama ve ortak gelecek bilincinin elde edilmesi açısından önemli. Sözü edilen konu Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı her kişiyi açıkça ilgilendiriyor, her vatandaşın bu konuda hak, menfaat ilişkisi bulunuyor." Avukat Yıldırım da karara itiraz edeceklerini belirterek "Ölenlerin yakınları müze istedi, olmadı. Valilik çiçekçiye dönüştürecekti, askıya alındı. Hâlâ kebapçı olması rahatsızlık yaratıyor" dedi.

 

kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252893

 

 

bu sabah gazeteleri açtığımda hiç iç açıcı değildi haberler... günlerdir barış elçisi "pipa" dan bahsediyor.. yetmezmiş gibi başka vahşet haberleride ilişti gözüme, küçük kız çocuklarına işkenceye varana...

 

 tam ümidimi yitirmişken... bu haber geldi, umutlandım... hala iyi şeyler olabilmesi umudum yeşerdi, toplumca iyi ve güzel günlere dedi yüreğim...

oybirliği ile alınmamış bir kararda, muhalefet şerhini bildirmiş ve gerekçesini yazmıştı  yargıç..

 

benim hala umudum var...

 

teşekkürler Yemişen...

 

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 10, 2008 - mavi

Kategori: de-me-diklerim

 

 

Bir kez rüyasında gördükten sonra hayatı boynunca mavi çiçeği arayan Heinrich' in rüyasını böyle anlatır ingiliz romantiği Coleridge.


" Ya uyusan?  veya uyurken rüya görsen?   veya rüyanda cennete gidip orada çok garip ve

çok güzel bir çiçek bulsan?

veya uyandığında çiçeği hala elinde tutuyor olsan?

Ah, ya sonra? "

 

 

 

 

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 3, 2008 - umudu olsa insanın

Kategori: dedim ki

 

"-görünür bana senden kalan- fısıltısının sabahında..."

 

 

elma ağacı kadar umudu olsa insanın

daha bir tutunsa toprağa

yanıbaşında, iş bilmez bir bahçevanın yıllar önce toprağa diktiği,

kendinden başkasına yaşama şansı tanımayan ceviz ağacına inat,

saksıya giren cinslerine inat,

çiçeklerini açabilse

bilse...

 

işte o ceviz ağacına inat

budanmamış dallarıyla

kıyısında köşesinde kalsa da arka bahçenin

bir tek güneş güldürse de yüzünü

hastalıklar sarsa da bedenini

yeri dar olsa da -balkondaki parmağına kaktüs dikeni batmış kadın gibi-

dallarına konan kuşların cıvıltıları arasında

göz göz

damla damla

kan kan

açar

çiçeklerini

elma ağacı kadar umudu olsa insanın..

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

neden geldiğimi bilmiyorum, bi rüyanın peşine takılmak ve gitmek, gitmek, gitmek.....

Kategoriler

  • de-me-diklerim
  • dedim ki
  • dinlediklerim
  • izmir mektupları
  • Arkadaşlarım

    adsizalkolik
    tropicalmalibu
    zeyra
    Agnia
    phaloe
    yagmurtuana
    kirazg
    AnemonisT
    dsdtext
    ozcansanat
    entelektuelnester
    bunyaminakkaya
    septembernight